Karar Gazetesi, D. Mehmet Doğan 13.12.2018 tarihli köşe yazısı

 

Kültüre, sanata, edebiyata o kadar uzağız ki… Bunlar olmaksızın kendimiz olabilir miyiz? Varlık iddia edebilir miyiz?

 

İddia etmek mümkün, var olmak ise imkânsız!

 

Türkiye Yazarlar Birliği şu günlerde 10. İstanbul Edebiyat Festivali’ni, namı diğer “Edebiyat Mevsimi” faaliyetini gerçekleştiriyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Dairesi’nin desteği ile TYB İstanbul Şubesi’nin düzenlediği 10. İstanbul Edebiyat Festivali bir haftalık ve yüzden fazla katılımcısı olan bir faaliyet. Şiirimizin, hikâyemizin, romanımızın, denememizin… harmanlandığı, yaşayan edebiyatçılarımızın cem olduğu günlerdeyiz.

 

“Tasarruf tedbirleri” kılıcının her şeyi kestiği bir dönemde İstanbul’da böyle bir güzelliğin yolunu açanları alkışlamak gerekir.

 

Son zamanlarda hep yerlilikten millilikten dem vuruluyor ya; yerlilik de millilik de gelenekle olur. Sıfır (0) kültürle, köksüz sanat ve edebiyatla yerlilik de millilik de olmaz; esasen hiçbir şey olmaz.

 

Kültür gelenektir, edebiyat gelenektir; geleneği taşıyan unsurlar üzerinde de hassas olmak gerekir. Gelenek bilinmezse, neyin yenilik olduğu da anlaşılmaz.

 

Geleneği dil taşır. Dille ortaya konulan ürünler, edebiyat bize güçlü bir arka plan sağlar. Eğer arka planımız güçlü olmazsa en ufak bir sarsıntıda büyük hasarlar görürüz; daha ötesi yıkılır-yok olur gideriz.

 

***

 

Edebiyatçıları, ilim ve fikir adamlarını bir araya getiren ve bu sene onuncusu yapılan İstanbul Edebiyat Mevsimi faaliyeti güzel bir gelenek olarak sürdürülmeli. Neden Birleşmiş Milletler İlim ve Kültür Teşkilatı (UNESCO) insanlığın kültür mirası ile ilgili çalışmalar yapıyor, listeler yayınlıyor? Aslında miras önce bizim olsa da bütün dünyanın, bütün insanlığın.

 

Son günlerin en güzel haberlerinden biri “Dede Korkud”un dünyanın kültürel mirası temsili listesine girmesi, hem de oybirliği ile.

 

Elbette Türkçe’nin yazılı metinleri daha eski tarihli, 1300 küsur yıllık Orhun Abidelerimiz var. Daha sonraki yüzyıllarda kayda geçirilmiş edebî metinlerimiz var. Dedem Korkud’un yazıya geçirilmesi ise, 15. Yüzyılda, Osmanlı sahasında. Fakat Dedem Korkud yani Korkut Ata doğudan batıya bütün Türk dünyasının büyük bir şahsiyeti.

 

Dede Korkud’un kültürel miras listesine alındığı haberi için birçok mecrada kullanılan resim dikkatinizi çekti mi bilmiyorum?

 

Bundan birkaç yıl önce Eskişehir Türk Dünyası Kültür Başkenti olmuştu. O yıldan Eskişehir’de somut bir eser kaldı: Dede Korkud Anıt Duvarı. Aziz dostum Bekir Soysal’ın tasarlayıp uyguladığı Anıt Duvar gelenekli mimarimizin sebil gibi, selsebil gibi unsurlarını ihtiva ediyor, 12 Hikâyenin Özbekistan’dan ve Türkiye’den minyatür ustalarının yaptığı resimlerinin çini panolarıyla da dikkat çekiyor. Çocuklar geniş bir park içinde bulunan Dede Korkud anıtını ziyaret ettiklerinde bu hikâyelerin temsili resimleri ve özet metinleri ile karşı karşıya kalıyor. Bu su gibi aziz olan ve belki de bu yüzden suyla ilgili unsurla ihtiva eden Dede Korkud temsili anıtının değerli dostumuz Nabi Avcı’nın bakanlığı zamanında yapılmış olması da ayrı bir güzellik. Dede Korkud anıtı gelecek nesillere büyük edebiyat mirasımızı hatırlattığı kadar, Nabi Avcı’nın adını da yaşatacak.

 

Okullaşma oranımız arttıkça cahilleşme nisbetimiz de yükseliyor nedense. Dede Korkud bazılarını korkutuyor! Korkmayın, okuyun. Yüzlerce yıllık bir tahkiye mirasının nasıl anne sütü gibi lezzetli olduğunu hissedin:

 

“Dedem Korkud geldi, şadlık çaldı. Boy boyladı, soy soyladı. Gazi erenler başına ne geldiğin söyledi. Bu oğuzname Beyreğin olsun dedi. Yöm vereyim, hanım!

Kara kara dağların yıkılmasın!

Gölgelice kaba ağacın kesilmesin!

Ak sakallı babanın yeri uçmak olsun!

Ak pürçekli ananın yeri behişt olsun!

Oğulla karındaştan ayırmasın!

Âhir vaktinde arı imandan ayırmasın!

Âmin… âmin! Diyenler didar görsün!

Yığıştırsın, dürüştürsün,

Günahımızı adı güzel Muhammed Mustafa

Yüzü suyu hürmetine bağışlasın!

Hanım hey!

Eskişehir Web Tasarım